Vizyonist

Hollanda’da DENK Partisi neden silindi?

İlhan Karaçay yazdı…

DENK Partisi’nin, Avrupa Parlamentosu seçimlerindeki başarısızlığından sonra yazdığım yorumlarımda, ‘DENK Partisi’nin neden başarısız olduğunu daha sonra yazacağım’ demiştim.
Pek çok okurum ve dostum ‘Hani, neden yazmıyorsun’ diye sorup duruyorlar.
Yazmak zor değil ama, eleştirilerim nedeniyle, beni en çok kırılacak olan kalpler düşündürüyordu.
Dün, değerli bir fikir adamı ile bir otel lobisinde uzun bir sohbet yaptık. Bu sohbet sırasında DENK Partisi de gündeme geldi. Aramızda konuştuklarımız üzerinde hemfikirdik.
‘Yaz artık’ dedi bu fikir adamı da…

İşte ben de yazıyorum!

Hatırlarsınız, 15 Mart 2017 seçimlerinden önce, gazetecilikteki tarafsızlık ilkemi bir kenara atmış ve ‘Bir defa da olsa DENK Partisi’ne oy verin’ başlığı ile yorum yazmıştım.

Bakın ne yazmıştım o yorumumda: ”Hollanda’da 15 martta yapılacak olan genel seçimlerde oy hakkı olan 240 bin Türk asıllı var. Bu seçmenlerin yüzde 60’ının sandıklara gideceğini varsayarsak, 144 bin Türk asıllı seçmen oy kullanacak. Hele hele, bir defalığına da olsa, yığınlar halinde sandığa gitsek ve yüzde 80 civarında oy kullansak, 192 bin oy eder ki, ‘yeme de yanında yat’ misali olur.
Ben şahsen oldum olası, ayrı bir parti kurup kendimizi soyutlamaktan yana değilim. Ben hep, çeşitli siyasi partiler içinde yer almamızı yeğlemişimdir. Zira, siyasi partiler içinde davamıza destek olacak diğer partidaşlarımız var olacaktır.
Ne var ki, siyasi partiler, Milletvekili, Belediye Meclis Üyesi ve İl Genel Meclisi Üyesi olan Türk asıllılara, bırakın destek olmayı, köstek oldular ve hatta partilerinden attırdılar.
Bunun ilk örneğini 2006 seçimleri öncesinde Ayhan Tonca, Osman Elmacı ve Erdinç Saçan’ın, sözde ‘Ermeni soykırımını tanımıyorlar’ gerekçesi ile aday listelerinde çıkarılışı sırasında yaşadık.
O zaman çok kızmıştık. Türk kökenli seçmenlerin önemini anlamayan siyasi partilere ders vermek için, az da olsa birlik olmuştuk ve oylarımızı Fatma Koşer Kaya’ya vermiştik. O zamanlar medya, Türk kökenlilerin, verdikleri oylar ile D66 Partisini kurtardıklarını yazmıştı.
İkinci dışlanma örneğini geçen yıl yaşadık. Başbakan Yardımcısı ve Sosyal İşler Bakanı Lodewijk Asscher’in, yabancılar politikasına tepki gösterdikleri için, İşçi Partisi’nden atılan Tunahan Kuzu ile Selçuk Öztürk, mecliste kendi gruplarını oluşturdular ve sonra da DENK adında bir parti kurdular.
‘Yabancıların umudu’ olarak kurulan DENK Partisi’ni daha da güçlendirmek için, diğer yabancı kökenli siyasetçiler ile birleşmeyi amaçlayan Kuzu ve Öztürk, amaçlarına ulaşmışlardı.

Ben şahsen, hâlâ kendimizi soyutlamamaktan yanayım. Çeşitli siyasi partilerin listelerinde bulunan Türk kökenli adaylara oy verilmesini tercih ederim.
Ne var ki, sohbet ve tartışma yaptığım pek çok uzman ile görüşmelerimden sonra, bir defalığına da olsa fikir değiştirdim.
En iyimser şekliyle 192 bin, ortalama şekliyle 142 bin oyumuzu çeşitli adaylar ve partilere böldüğümüz zaman, oylarımızın heba olacağı kesindir.
Bu durumda gerek Hollanda medyası ve gerekse siyasi partiler, oylarımızın değersiz olduğu kanaatini yayacaklardır.
Şimdi, hepimiz oylarımızı bir noktada odaklaştırırsak, oy sayımızı görecek olan medya ve siyasi partiler, bize çok daha değişik bir gözle bakacaklardır.
Bu durumda, diğer aday kardeşlerim beni bağışlasınlar ama, ben şahsen oyumu, çok iyi değerlenmesi için DENK Partisi’ne vereceğim.
Şahsi fikrimi şöyle paylaşabilirim: DENK Partisi bana göre en çok iki sandalye kazanacak konumdadır. Türkler’den, Faslılar’dan ve Surinamlılar’dan gelecek oy sayısı, bence 120-140 bini geçmez. Ama, biz oylarımızı DENK Partisi’ne yığınlar halinde verirsek ve DENK’in oy sayısını 200 binin üzerine ulaştırırsak, 3 veya 4 milletvekili kazandırmış oluruz ki, işte o zaman Hollanda medyası ve siyasi partileri epey sarsılırlar ve korkarlar.
Parlamentoda 3, 4 veya 5 sandalyeye sahip olan bir parti, koalisyon ortağı bile olabilir. Hiçbir şey olmasa da, daha sonraki seçimlerde siyasi partiler, Türk kökenlilerin oylarının değerini anlarlar ve aday listelerine daha çok Türk kökenlinin adlarını koyarlar.
Bu nedenle ben DENK Partisi’ne oy vereceğim.
Ya siz ?
Bu yorumumdaki teklifim ile, diğer aday kardeşlerimi üzeceğimi ve hatta kızdıracağımı biliyorum. Ama toplumumuzun yararı için, bu kızgınlığı üstlenme cesaretini göstermek mecburiyetindeyim.
Bu yorumu lütfen bolca paylaşınız.
Hayırlı bir seçim katılımı ve sonucu dileğimle…”

Yukarıdaki yorumum ve pek çok kanaat önderinin tavsiyeleri etkili olmuş ki, o zaman DENK Partisi 216.147 oy almıştı ve DENK Partisi 3 milletvekili çıkarmıştı.

Peki sonra ne oldu?

Üç sandalye kazanan DENK Partisi’nin, Türk asıllı kurmayları Selçuk Öztürk ve Tunahan Kuzu, bu başarıda en çok puanı kendilerine yazdılar. Bu başarıda çok büyük rol oynayan kanaat önderlerini hiç anmadılar ve bir kenara ittiler.
Bana şahsen, bırakın görüşme teklifini, bir teşekkür bile gelmedi. Aynı ilgisizlik, DENK Partisi için yoğun çaba gösteren kanaat önderlerine de gösterildi.
Kaldı ki, kanaat önderlerinin, başarıların devamı için nelerin yapılması gerektiği fikirleri alınmalıydı.
Ama ne yazık ki partinin kurmayları, ‘Biz biliriz, biz yaptık ve biz kazandık’ inadını sürdürdüler.

Açık yüreklilikle söylüyorum. Tunahan Kuzu, Hollanda parlamentosunda en iyi konuşan ve derdini en iyi anlatan bir milletvekilidir. O’nun her konuşması, rakiplerini çok kızdırdığı gibi, O’nu dinleyen Hollandalılar üzerinde de etki yaptı. Hollanda’daki pek çok yorumcu da, Kuzu’nun iyi bir konuşmacı olduğunu yazdılar.

Şimdi gelelim, DENK Partisi’nin neden silindiğine!

DENK kurmayları, partilerine ‘Türkler’in partisi’ denmesinden korktular.
Daha önce meclise giren Türk asıllı milletvekillerinin, ‘Biz Hollanda milletvekiliyiz’ diye korkak söylemleri gibi, DENK Partisi de ‘Biz Hollanda partisiyiz’ deme ihtiyacını duydu.
Kaldı ki, gerek Türk asıllı milletvekilleri ve gerekse DENK Partisi kurmayları, ‘Bizim tabanımız Türk asıllı toplumdur, biz onların haklarını savunmakla mükellefiz’ diyebilmeliydiler.
Nasıl ki, Groningen’den seçilen bir milletvekili, ‘Ben çiftçilerin hakkın savunuyorum’ diyorsa, Maastricht’ten seçilen bir milletvekili, ‘Ben madencilerin hakkını savunuyorum’ diyorsa ve Amsterdam’dan seçilen bir milletvekili, ‘Ben eşcinsellerin hakkını savunuyorum’ diyorsa, Türk kökenlilerden oy alan milletvekilleri de, ‘Biz Türk kökenlilerin haklarını savunuyoruz’ diyebilmeliler.
Kaldı ki, meclislere seçilen Türk kökenlilerin, Hollanda’da yaşayan Türk kökenliler için önerge verdikleri de çok az görülmüştür.
DENK Partisi de mecliste, Türk kökenliler için, birkaç cılız sesten başka önerge falan vermemiştir.
Bunun farkına varan Türk kökenliler de, son seçimde DENK Partisi’ne oy vermemişlerdir.
Zira, son yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde, seçilmesine kesin gözüyle bakılan Ayhan Tonca’ya sadece 60 bin oy verilmiştir.
Daha önce verilen 216.147 oy nerede, 60 bin oy nerede?

Bu farkın doğmasına bir neden daha var!

Hollandalılar, yanlış bir görüş de olsa, DENK Partisi’ne ‘Erdoğan’ın partisi’ gözüyle bakıyorlar. Bu görüş yazıldı ve çizildi.
Böyle olunca, Erdoğan karşıtlarının çoğu DENK Partisi’ne oy vermez oldular. Peki bu durum düzelir mi?
Açık yüreklilikle söyleyeyim: Bu saatten sonra çok zor!

 

Yorum ekle

Sosyal Medya

Bizi takip edin